15 Temmuz 2015 Çarşamba
Lezgîn'in Kitaplığı ve Bileklik
10 Mart 2015 Salı
kara çarşamba ve cemal süreya şiiri
bugün beni evden aradılar, 3g ile. turkcell köyümüze görüntülü konuşma sağlayan hizmeti götürmüş, artık rûberû görüşebiliyoruz. kızkardeşimle konuştum, sonra annemle. özlemişim. kızkardeşim havaların çok güzel olduğunu söyledi, yarın da öyle olursa çok iyi olurmuş. çünkü yarın kara çarşamba.
2001'deki kriz umurumuzda değil tabii ki, bizimki yüzyıllardır devam edegelen bir gelenek. miladi olmayan takvime göre (bu aynı zamanda hükümetin takvimi sayılıyor çünkü) şubatın son haftası veya martın ilk haftası baharın gelişini müjdelemek için (newroz dışında) kırlara evde yapılmış yemeklerle çoluk çocukla birlikte gidilir. bir güzel eğlenilir. çeşitli otlar yolunup yenir. (misal zîçirk) akşama doğru da eve dönülür. o günün isminin kara olması uğursuz sayılmasıyla alakalıdır. çünkü evde kalınırsa kötü şeyler olacağına inanılır. o kadar ki bazı yörelerde bi hafta boyunca eve gidilmez, banyo yapılmaz filan.
bizimkiler o güne keyif günü muamelesi yaparlar. giderler, gezerler, tozarlar sonra da eve dönerler. yahudilerin cumartesi'sine benzetmek istedim ama farklı bu. neyse öyle işte.
bununla ilgili bi şeyler ararken cemal süreya'nın aşağıdaki şiirine denk geldi. kara çarşamba'dan bahsetmesi ilginç, şiiri daha da ilginç kılan ise kelimelerin manidar olması. bu da bende kalsın sayın okuyucu.
tabii atlayamayacağım bir şey daha var; geçen gün cihat duman'ın dile getirdiği süreya'nın şiirlerindeki eril'lik. yıldız (*) ile işaretlediğim iki kelime de bunun bariz örnekleri. diğerlerini de siz bulun.
mevzubahis şiir:
biliyorum sana giden yollar kapalı
biliyorum sana giden yollar kapalı
üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni
ne kadar yakından ve arada uçurum;
insanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
uyandım uyandım, hep seni düşündüm
yalnız seni, yalnız senin gözlerini
sen bayan* nihayet, sen ölümüm kalımım
ben artık adam* olmam bu derde düşeli
şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki
anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği
kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki
tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini
çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri
rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
bu böyle pek de kolay değil gerçi…
alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
bunun verdiği mutluluk da az değil ki
çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki
inan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:
bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
yalvarırım onu okuma çarşamba günleri
8 Ağustos 2014 Cuma
ontolojik bir mesele olarak kendine menfaati ol(a)mamak!
twitter'a yazılacak bir cümle iken burada izaha muhtaç bir cümle hâline dönüşen " ben kendi sömürgecisi ile doğrudan veya dolaylı herhangi bir ilişiği olan birinin kendi milletine yararı olacağını düşünmüyorum." cümlesi üzerine bi şeyler yazayım istedim.
ismail beşikci bir yazısında eğitime dair bana göre çok önemli tespitler yapıyor. "kürt" kalmanın/kalabilmenin dil (dolaylı bir şekilde eğitim) ile olabileceğini vurguluyor. haklı.
yeryüzünde maalesef birçok sömürgeci gelmiş geçmiş ve çoğu asimilasyonu dil ve eğitim yoluyla gerçekleştirmiş.
hindistan'da ingilizce, cezayir'de fransızca, kazakistan'da rusça, kurdistan'da türkçe vs. bu ülkelerin hepsinde ve daha fazlasında dil ve eğitim bir sömürü/asimile edici aracı olarak kullanılmıştır.
türkiye'de daha hafif bi şekli olan alfabe değişimi ve yeni dil yaratma çabaları da buna dâhil edilebilir.
bir şekilde kendi sömürgecisi ile irtibatı olan hiç kimse (eğer büyük bir kırılma yaşayıp özüne dönme kabiliyeti sergileyememişse) milletine bu konuda bir fayda sağlayamaz.
çocuğuna türkçe öğreterek onu "kürt" yapamaz. kendisini "türk"çe eğitimin verildiği bir okula gidip "kürt"leşemez.
hayatın "türk"çe döndüğü bir dünyada "kürt" kalamaz.
bu örnekleri diğer ülkelere de uygulanabilirsiniz, sonuç aynı olacak.
en sonunda amin maalouf gibi şizorfrence tepkiler vermeye başlar, "hayır ben "türk"çe yaşayıp" kürt" kalabilirim" diyen.
tüm bunları cümlemi daha anlaşılır kılmak için söyledim. umarım anlatabilmişimdir.
9 Temmuz 2014 Çarşamba
modern bir don kişotluk örneği: sahaflık
28 Haziran 2014 Cumartesi
modern bir raskolnikov hikâyesi
üç gün önce bir haber okudum ve geleceğe dair umutlarım arttı.
haberin anahtar kelimeleri şu: kredi, para, banka, balta, soygun ve "alın size taptığınız para" diyen adam.
haberin içeriği şu:
"balta ile banka bastı, paraları havaya saçtı
izmir'in çiğli ilçesinde bir bankanın kredi isteğini geri çevirmesine kızan e.d. balta ile şubeyi basıp camları kırdı, içeridekileri rehin aldı. bir süre sonra içerideki çalışan ve müşterileri serbest bırakan e.d.'nin eylemi sürüyor.
çiğli'de balıkçılık yaptığı, ancak bir süre önce işleri bozulduğu öğrenilen e.d. bir bankanın şubesine kredi başvurusu yaptı ancak reddedildi.
sabah 09.00'da bankaya gelen ve bu isteğini yineleyen e.d. yine geri çevrilince bu kez elindeki baltayla bankanın giriş camlarını kırıp içeriye girerek güvenlik görevlisini etkisiz hale getirdi. e.d. daha sonra da çalışanlar ve müşterilerin dışarı çıkmasına izin vermedi. bölgeye çok sayıda polis ekibi sevkedildi. e.d. polislerin ikna çabalarına rağmen uzun süre direndikten sonra önce hamile iki kadının çıkmasına izin verdi. e.d. daha sonra da üzeri çıplak ve bir elinde bıçak, diğer elinde para desteleriyle banka şubesinin önüne çıkıp, "işte sizin sevdiğiniz, taptığınız para" diye bağırarak paraları havaya, çevreye saçtı. bu arada içerideki herkesin dışarı çıkmasına da izin verdi. yanında iki çocuğu olduğu belirtilen e.d.'yi ikna çabaları hala sürüyor."
işte böyle sayın seyirciler.
hayat bu, önce seni mecbur kılar sonra da mahsur.
ne demiş mustafa kutlu: bu böyledir!
24 Haziran 2014 Salı
mütevazi bir leyla ile mecnun güzellemesi
diyor şu sıralar tekrar izlemeye başladığım dizinin bir bölümünde ismail abi.
işte böyle çay dostu bir dizi.
türk dizileri arasında -kurtlar vadisi dahil- sonuna kadar izlediğim tek dizi.
hem çekildiği yer -kireçburnu- itibariyle çok güzel bir seyir zevki veren hem oyuncu kadrosuyla kendisini seyrettiren hem de replikleriyle akıllarda kalan (ve üstelik +18e yer vermeyip gayet nezih ve ailecek izlenebilecek bir düzeyde ilerleyen) ve bana göre son yıllarda çekilen en güzel absürd-komedi ünvanını şüphesiz taşıyan bir dizi.
geçen sene 4. sezonun çekimlerine başlarken benim de gittiğim bir etkinlikte -erdal bakkal şapkası kazanmıştım- ekip ruhunu ve çalışma stillerini görme fırsatım olmuştu.
okuyan, yazan, düşünen ve bunları yaparken hayatın içinden kopmayan bir hayatları var.
bu durum diziye; birbirine sahip çıkan, mahalle kavramına sadık ve eskiyi yadigar kılan bir hal olarak yansımış.
aynı dönemde yayınlanan dizilerle yapılan karşılaştırmada, biri yazmış:
"leyla ile mecnun bizim mahalledir, yalan dünya güvenlikli site."
işte aynen böyledir.
insanın hümanizm cenderesinde boğulduğu bir dönemde bu tür diziler candır.
izleyenler tekrar izlesin, izlemeyenler ise tıklasın.




